Japon kültürü, bireyi toplumsal uyumun içinde bir makine dişlisine çevirip bireysel arzuları yutan, iyice sıkılmış bir korse gibi çevreleyen derin bir ahlaki disipline dayanır. Bu yapıda kişisel arzular ile toplumsal görevler arasındaki çatışma, bireyin ciddi anlamda sıkışıp kalmasına neden olur.
Mucizeler Bakkalı Namiya, bu onur ve utanç döngüsünü fantastik bir bağlamda, geçmişten günümüze uzanan bir akışla sunuyor. Üç genç hırsızın terk edilmiş bir bakkala sığınmasıyla başlayan hikâye, zamanın büküldüğü gizemli bir rehberlik alanına dönüşüyor. Geçmişten gelen mektuplara verilen her yanıt, o toplumsal korse içinde nefes almaya çalışan insanların çıkmazlarını yansıtıyor. Hayalleri ile sorumlulukları arasında ezilen sığınacak bir sırdaş arayan yazarlar, bakkalın kepenkleri ardında maskelerini indirmeden en derin korkularını ve kaygılarını dile getiriyor.
Ancak romanın kurgusal yapısı ciddi bir sabır sınavı. Çok sayıda anlatıcının olması ve hikâyelerin birbirine çok geç bağlanması, zaman geçişleri okurun romana girmesini ve odaklanmasını zorlaştırıyor. Bir noktada özellikle de o baskıcı ataerki düzeninden boğulup üstüne bir de sürekli değişen öykülerden sıkılarak “Acaba devam etmeli miyim?” diye kendime sordum. Sonrasında, Japon kültürünün bu korse yapısını bilerek başladığımı hatırlayıp kitabı bitirdim.
Romanın geneli tatlı bir masal gibi yormadan aksa da irdelemeye başladığınızda o toplumsal baskı ve uyum sağlama zorunluluğu insanın yüreğine oturuyor. Mucizeler Bakkalı Namiya’yı ufuk açıcı bir eser veya bir şaheser olarak nitelendiremem ama Japon kültürünü seviyorsanız listenize ekleyebilirsiniz. Ben her yakındığım noktaya rağmen keyif aldım. Çünkü Japon edebiyatı fantastiklerinin o umut dolu kapanışını seviyorum.
Not: Her ne kadar Türkçe bilgileri girilmiş olsa da ben İngilizce olarak okudum.
Mucizeler Bakkalı Namiya
Çeviren: Serhat Temel
















