Depresyonun pençesindeki bir adamın, çocukluğundan itibaren çeşitli şaklabanlıklarla kendini topluma kabul ettirme çabasını ve ardından gelen mutsuzluk dolu on beş yılını okuyoruz. Yazarın yer yer keskin gözlemleri olsa da anlatı bana daha çok, sefaletten gizli bir haz alan ve trajedisini derinleştirmek için özel bir çaba sarf eden bir karakterin portresi gibi geldi.
Mutsuzluğun, en azından bir noktadan sonra, bir tür kişisel tercih olduğuna inandığım için okuma süreci benim adıma oldukça daraltıcıydı. Karakterin pasifliğini ve yıkıma giden yoldaki ısrarını kınamaktan kendimi alamadım ve bu sebeple metinle duygusal bir bağ kuramadım.
Edebi açıdan nereye koymam gerektiğini de tam kestiremiyorum. Bir bağımlılıktan diğerine savrulan, kendini yok etmek için doğrudan ya da dolaylı her yolu deneyen bir adamın acıklı ama bir o kadar da iradesiz hikâyesi işte.
Ben bu romanı İngilizce okudum.















